Yetişkin Dönemde DEHB nasıl belirti verir.

Erişkinlik dönemi:DEHB çocukluk yıllarında başlayan bir bozukluk olduğu için uzun yıllar sadece çocuklarda görülen ve büyüyünce kendileyinden geçen bir hastalık olarak kabul edilmiştir. Gerçekten de çocuklukta görülen hiperaktivite, kıpır kıpırlık çoğunlukla ergenlikle birlikte azalmaktadır. Dikkat bozukluğu ise devam eder. Bu bozukluğun sonucu olarak yetişkinlikte bireylerde kapasitesinin altında başarı gösterme, özgüven azalması hatta kaybı, sinirlilik, depresyon, anksiyete, alkol madde kullanımına yatkınlık gibi belirtiler gösterirler.

Erişkin dönemin özelliklerine geçmeden önce bu dönemde başvuru yapan danışanlardan iki tanesinin kendi belirttikleri şekilde öykülerini önce inceleyelim,

Ayşe Hanım, 34 yaşında kendi ifadesiyle; “Freni olmayan bir Ferrari gibiydim. Bir duvara çarpmadan duramayacağımın farkında değildim. Üstelik durmaya bence ihtiyacım yoktu. Ne olduğunu bilmediğim bir motor, önden koşuyordu; ben onun arkasından koşuyordum. Aslında sürüklendiğimi görmüyordum. Ana kumanda bende değildi.  Hep acelem vardı. Nereye yetişeceğimi bilmiyordum. Bana göre ben hızlı değildim, diğer insanlar yavaştı.

Tembelliğin, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğuna inanıyordum.  Yani hasta olan ben değildim.  Ardından sürüklendiğim motor, o kadar çok gürültü yapıyordu ki, bana söylenenleri hiç duymuyordum. Bedenim değil, zihnim çok hızlıydı ama zihnimle birlikte bedenim de yorgun düşüyordu.  Çok çabuk karar veriyordum. CESARET ile KONTROLSÜZ RİSK ALMAYI birbirinden ayıramıyordum. Ütopyalarla, gerçekleştirilir hedefler koyma’yı birbirinden ayıramıyordum.” diye kendisini ve durumunu anlatıyor.

Ayşe hanımın tedaviden sonraki düşünceleri ise değişmişti. Tedaviye başladıktan sonra kendi ifadesi ile vites küçültmeyi ve kontrollü durmayı öğrendim. Kırmızı ışıkta durmasam da artık yavaşlayabiliyordum. Önceki yaşantım hızlı çekim film gibi iken şimdi normalleşti.

Beni ilaçlarımdan başka hiçbir şey durduramıyor. Bağımlılık yaratıp yaratmayacaklarını bilmiyorum. Bu hastalığı yok etmenin mümkün olmadığını biliyorum. Doktorum bu ilaçların bağımlılık yaratmadıklarını söylüyor.  İlaçların bir yan etkisi olabilir ama bence bu tedavinin faydaları, zararlarından daha fazla. Beynimin OFF(kapatma) düğmesi bulundu’  diyordu.

Bir de Mehmet beyi dinleyelim kendisi 28 yaşında; “Hocam, önce bu hastalığın tespit edilip tedaviye başlanması benim için milat gibi olmuştur. Daha önce bana göre hiçbir anlama gelmeyen olayların artık incelenip süzüp değerlendirilmesini, nasıl davranılıp hareket edileceğini kavramaya başladım. Hayatım daha düzenli olmaya başladı. Aile, arkadaş, sosyal hayat, karşı cinsle olan ilişkilerde ya da yabancı kişilerle olan konuşmalarda artık daha başarılı oluyorum. Konuşmalarda güvenim artığını hissediyorum. Nerde nasıl davranılacağına dair kendimce fikrimi oluşturabiliyorum. Daha önceleri hep bir panik hali, acelecilik, sabırsızlık, huzursuzluk oluyordu. Şimdi bunları yendiğimi düşünüyorum. Özellikle karşı cinsle olan ilişkilerde hep huzursuz ve utangaçlık oluyordu, sıkılganlık vardı. Artık rahat davranarak kendime güvenerek konuşuyorum. Ailemle olan ilişkilerde sık sık kavga ederdim, sürekli bir tartışacak kavga edilecek bir şeyler bulurdum. Anne ve babama ev işlerinde pek yardımcı olmazdım ya da  umursamazdım. Şimdi ise kavga etmeden, tartışmadan ev içinde oturabiliyorum. Anne ve babama hemen hemen her şeyde yardımcı olmaya çalışıyorum. Artık aile yaşantımda çok daha huzurluyum. Okuldaki derslerde de başarımın artığını görebiliyorum. Örneğin daha önce  3 defa alıp kaldığım ve 30 ortalamayı ancak yakaladığım Transport dersini mezun olduğum dönem A2 ile geçtim. Derslerin sınavlarına çalışırken hep düzensiz hazırlanırdım, mümkün olduğunca hep son güne bırakırdım. Sınav geceleri işkence olurdu. Masa başında oturduğumda 10 dakika kadar durup sonra bir sigara içmek için kalkardım.

Gece boyunca hep böyle devam ederdi. Şimdi ise en azından derslere  sürekli göz ucuyla da olsa bakıp takip edebiliyorum. Sınav zamanı yaklaştığında ise en az bir hafta öncesinden yoğun şekilde çalışıp kendimi hazırlayabiliyorum. KPSS sınavı içinde 6-7 ay sürekli bir şekilde düzenli çalışmaya gayret ettim. Kendi gittiğim dershanede çoğu kez denemelerde derece yaptım. İlk 10 içinde yer aldım sonuçlarda, bir denemeden de 1. olmayı başardım. Temmuzdaki KPSS den de 83 puan aldım. Yakın arkadaşlarımla konuştuğum zaman onlarda bendeki değişikliği anlayabiliyorlar. Önceden en ufak tartışmayı büyütebiliyordum. Şimdi ise daha sakin davranabiliyorum. Boş zamanlarımda sıkılmadan vakit geçirebiliyorum.” şeklinde anlatıyor. Mehmet bey tedavi öncesi dönemle kıyaslayarak şikayetlerini betimlemiş.

Erişkin yaş grubunda daha çok başvuru nedeni olan konu, dikkat alanında yaşanan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Yapılan işe sık sık ara verme ihtiyacı, randevuları unutma, projeleri bitirememe, plan yapma ve işleri düzene/sıraya koyma zorluğu, konsantrasyon güçlüğü, yıllardır süren unutkanlıklar sonucu gelişebilen kompulsiyon benzeri davranışlar (cüzdan, cep telefonu, evden çıkarken ocak kontrolü) en önde gelen dikkat sorunlarıdır. “Hocam, hiçbir zaman işimi zamanında yetiştiremiyorum” veya “Doktor bey, bir türlü dersin başına oturup çalışamıyorum bu sene beşinci yılım okulda”. Dikkat alanında yaşanan bu sorunlar da özellikle iş alanında sorunların ortaya çıkmasına veya okuyorsa ders alanında güçlüklerle karşılaşmasına neden olabilmektedir.

Hareketlilikle ilgili yakınmalar da olabilmekte, özellikle uzun süre bir yerde kalamama, toplantılarda sıkılma, hatta “Hocam insan sinemada bile oturamaz mı, ikinci yarısına kadar bile dayanamıyorum” diyen danışanlar olabilmektedir.

Dürtüsellikle ilgili yakınmalar da erişkinlik yaşamında hem sosyal hem de iş yaşantısında ciddi sıkıntılara neden olabilmektedir. Öfke kontrolü sorunları özellikle ikili ilişkilerinde, arkadaşları ve eşiyle sorun yaşamasına neden olabilmekte, “Hocam aniden çok öfkeleniyorum, öfkeliyken de ne yaptığımı bilmiyorum ama sonra pişman oluyorum” diyen az değildir. Sonrasında ise özür dileme ve kendisini affettirme çabaları göstermektedirler. Yakınları ‘öfkeli ama merhametli’ diye kendilerini tanımlamaktadır. Para hesabını bilememe, gereksiz/dürtüsel harcamalar yapma iş yaşantısında soruna neden olabilmektedir. Sık iş değiştirme ve sık eş değiştirme, uzun süre aynı işte sebat edememe durumu da bu kişilerin yaşadığı sorunlardandır.

Kitap okuma hevesleri çoktur. Ama başladıkları kitapları çoğunlukla bitiremezler. Kitabı severlerse gece bile elinden bırakmaz ve bitirirler. Kitap okumaktan ders çalışmaktan pek hazzetmezler. Ders çalışmayı sürekli erteleyip sınav öncesi mecburiyetten çalışırlar. DEHB’li kişileri ortak özelliklerinden birisi de acil ve yakındaki haz veren birşeyi yapma eğilimleri yüksektir. Haz veren şeyleri erteleme güçlükleri vardır. Bu konuda biline bir deney vardır. Marşmelov testi. Bu testte küçük çocuğa önüne bir marşmelov (bir tür şekerli tatlı) konur, çocuğa öğretmeni bu şekeri dışarıdan kendisi gelene kadar yemezse (yaklaşık 2-3 dakika) döndüğünde kendisine 5tane marşmelov şekeri vereceğini söyler, Çocuklardan şekeri hemen yiyenlerin hayatta başarılı olamadıkları ama öğretmeni bekleyebilenlerin başarılı oldukları saptanmıştır. DEHB’li çocuklar bu deney örneğinde beklemeden şekeri yiyen çocukların klasik bir örneği, prototipi gibidir.